Skip to content Skip to sidebar Skip to footer
dünya performans bekliyor

Yaşamın her alanında, her anında, her gününde yeni bir rekabet, yeni bir beklenti sunan ve hızlı bir değişim içinde olan günümüz dünyasında insan canlısına neler oluyor?

“Neden kendimizi sürekli daha fazlasını yapmaya zorlanmış hissediyoruz?”

Her geçen gün daha da katlanarak artan bir performans beklentisi var dünyanın. Mahalledeki dürümcüden bankadaki müdüre evdeki anneden okuldaki öğrenciye…her mevkiden her alandan performans bekleniyor!

Gelişen teknoloji ve sosyal medyanın etkisiyle, sürekli olarak daha iyi olma ve daha fazlasını başarma baskısı altında ezilen insanın büyük savruluşlarının sebeplerinin bazılarını biliyoruz, bazılarını tahmin ediyoruz bazılarını ise hissediyor ama anlamlandıramıyoruz.

Başkaları efektinin belki de en yüksek olduğu dönemdeyiz. Diğerlerinin mükemmel hayatlarını gösteren fotoğraflarına bakarken, kendi hayatlarımızı, başarılarımızı hatta en çok da performansımızı sorgulamaktan çok da sıyrılamadığımız bu dönem dünyası, zamanla fark edemediğimiz beklentilerin altında ezilerek içsel bir yıkıma ve mutsuzluğa yol açabilir durumda.

Performans beklentisinin limit aşımına geldiğimiz bu yüzyılda aslında doğalımızın bu doz aşımı olduğu inandırılmaya çalışılsa da temel varoluş kurallarımızla çatışan bugünün kurallarının da dengelerimizi bozuyor olduğu aşikar. Zamanın ruhu bize, hayatımızın bir parçası hatta çarkların dönmesinin temeli “hep daha fazlasına ulaşmak” derken, performans beklentisi bilincinin kökenlerini ve etkilerini anlamadan, bu taleplerle nasıl başa çıkacağımızı kestirmek de oldukça zorlayıcı elbette. Öyleyse, nereden ve nasıl geldik bu günlere kısaca bir göz atalım öncelikle.

Temel amacı hayatta kalmak olan insan canlısının, kendi gelişim sürecinde etki ettiği ve değişimine sebep olduğu dünya düzeninde sürekli bir güncelleme içinde olduğunu, hatta bu yeni güncellemelerle varoluşundan getirdiği programlarını unuttuğunu, artık bir çok platformda konuşur, dinler durumdayız. Bu güncellemeleri, insanlık tarihindeki kırılma noktaları olarak ele almak anlamlı geliyor bana.

Konu “performans beklentisi” olduğunda, bugünün tüketim dünyasının ilk tohumlarının atıldığı Sanayi Devrimi  en önemli kırılma noktası diyebiliriz kanımca. Sanayi Devrimi’nin “itaat toplumundan” Digitalizmin “performans toplumuna” geçiş sürecindeyiz. Üstelik bilginin alındığı değil hızla ve hunharca üzerimize aktığı da bir çağdayız. Bu da öğrenme sürecimizi bağlamlar kurmakla anlamlı hale getiriyor. Kocaman bir anlam arayışı çabası içinde, bireylerin değerini, üretkenlikleri ve başarılarıyla ölçen kültürel bir paradigmanın sonucunu izliyoruz.

Tüm bu sebep-sonuç ilişkilerini çözebilme çabasıyla yolunu bulmaya çalışan insan, değişen dünyanın, değişen beklentilerin farkına varmakta zorlanabiliyor. Dünyanın bir ucundan diğerine gün boyu iletişimin aktığı 21.yüzyıl gerçeğinde değişen birçok konudan birisi performans beklentileri.  İş yerinde, okulda, evde, toplum içinde, hatta kendi iç dünyamızda bile, performans beklentisiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Performans beklentisi;

İşyerinde daha fazla üretkenlik sağlamak veya sınavda daha yüksek bir not almak gibi gözle görünür sonuçlar doğurması gereken bir sonuç üretimi gibi görünse de aslında çok daha derin ve karmaşık bir etkiye sahip. Yüksek performans sağlarsak elde edeceğimize inandığımız başarı ve mutluluk bu hızlı değişim dünyasında aynı zamanda tükenmişlik, depresyon, kaygı ve öfke gibi pek çok sıkıntının da kaynağı olabiliyor.

Kendi iç dünyamıza yaptığımız yolculuklarla, bu duygularımızın aslında çoğu zaman anlamlandırmakta zorlandığımız performans beklentileriyle bağlantılı olduğunu anlıyoruz. Bu noktada aklımıza gelen ilk soru da tabi ki, bu etkilerle nasıl başa çıkabileceğimiz ve sağlıklı bir dengeyi nasıl kurabileceğimiz ile ilgili oluyor.

Bu sorunun cevabını bulabilmek için performans beklentisinin ne demek olduğu, zaman içindeki evriminin nasıl ilerlediği konusunda biraz derinleşmeyi faydalı buluyorum.

Günümüzde performans, bireylerin ve kurumların başarılarını ölçmek için temel bir ölçüt haline gelmiş olsa da performans kavramının evrimi, insanın toplumsal, ekonomik ve teknolojik gelişimine paralel olarak tarih boyunca farklı dönemlerde farklı anlamlar kazanmış ve önemli değişimler geçirmiştir.  Performans tarihinin geçmişinden bugüne beklentilerine baktığımızda, başlangıçtaki kayıtlar bizi beklentinin genellikle fiziksel güç ve dayanıklılıkla ilişkilendirildiği bir döneme götürür.

Tarım toplumlarında, tarlada yapılan çalışma miktarı ve verimlilik, bireylerin ve toplumların hayatta kalması için hayati öneme sahipken sanayi devrimi ile, performans kavramı üretim süreçlerindeki verimlilikle özdeşleştirildi ve endüstriyel dönemin vazgeçilmez bir unsuru haline geldi.

Bugüne geldiğimizde ise, performansın artık sadece fiziksel güç ve üretkenlikle sınırlı olmadığını görüyoruz. Bilgi ve teknoloji çağında, zihinsel ve duygusal beceriler de performansın önemli bir parçası haline geldi. İnovasyon, yaratıcılık, liderlik ve iş birliği becerisi gibi yetenekler, modern iş dünyasında başarı için kritik bir öneme sahip. Dolayısıyla, performans beklentisi artık sadece belirli bir işi yapmak değil, aynı zamanda sürekli olarak kendimizi geliştirmek, değişime ayak uydurmak ve rekabetçi kalabilmek için yüksek performans göstermek ile çerçevelenmektedir. Sadece bireylerin değil, kurumların da sürekli bir değişim ve gelişim içinde olmaları gerekliliğini doğuran bu durum çağımız hız konseptine de son derece uygun bir profil oluşturmakta.

Bu hız ve devinim gerektiren performans tanımı elbette ki yıkıcı etkilerini de beraberinde getiriyor. Yüksek rekabet ortamı, stres, kaygı, tükenmişlik ve benzeri birçok ruh sağlığı sorunları hayatımızın merkezinde yerlerini almaya başlıyor.

Bununla birlikte, unutulmaması gereken en önemli konu şu ki; doğal doğasında daha fazlasını aramaya adapte insan canlısının içinde bulunduğu habitat da doğal olarak her zaman bizden daha fazlasını isteyecek. O yüzden önemli olan; bu talepkâr ve rekabetçi düzenin içinde kendimize karşı olan beklentilerimizi nasıl yönettiğimizdir. Çünkü gerçek mutluluk ve başarı, içsel denge ve huzur ile başlar.