Skip to content Skip to sidebar Skip to footer
performans öznesi

İnsan canlısının tüm konularını kendi varoluş sürecinde irdelemeyi çok doğru bulurum. O yüzden, canlılığın temelinde yer alan performans konusunda da evrimsel bir inceleme ile bakmak anlamlı olacaktır. Fosil kayıtları ve DNA kayıtlarına dayanarak Antropologlar ilk insanın yani bize anatomik olarak en yakın bulunan Homo Sapiens’in 300.000 yıl kadar önce ortaya çıktığını söylese de arkeologlar, kültür ve teknoloji olarak ayrıştırdıkları bakış açısı ile ilk modern insanı 50-60 bin yıl öncesine adresler. “Behavioural modernity” yani “davranışsal çağdaşlık” olarak tanımladığı insan canlısını kültürel gelişimi bağlamında ele alır.  Nesiller boyu süren sosyal gruplar halinde yaşayan insan, tüm kültürlerinde sanat yapar, şarkı söyler, dans eder, resim çizer, ritüeller, törenler, dövmeler, takılar barınaklar yapar… savaşmak için ya da birbirine yardım ederek, tutunarak hayatta kalabilmek için kurduğu kabilelerinde değerler oluşturmaya başlar. Hayatı, evreni, yaşamı düşünen, sorgulayan bu düzendeki tek canlılar olduğumuzu iddia ederiz üstelik. Antropoloji, Arkeoloji, Biyoloji bilimlerinin farklı farklı açılardan tanımladığı insan evrimi hem biyolojik hem kültürel evrimin içiçe geçmişliği ile önümüze serilir. Evrimsel sürecin, bize değişenin beynimiz değil kültürümüz olduğunu da çok net verdiğini görürüz. Tüm bu veriler ışığında evrim bize der ki; “hayatta kalmak için rekabet etmeli, uyum sağlamalısın; bu rekabetten bir üst basamağa çıkmak içinse yaratıcı bir kültürün içinde olmalısın!”

Kendini ve yaşamı keşfederek hayatta kalma çabası içinde olan insan canlısı; çoğaldıkça kültür oluşturdu, bu kültür daha çok artan bir nüfus doğurdu ve bu döngü içinde hızlanan bir kültürel evrim ile çark daha da hızla dönmeye devam etti. Bu büyüme hızı, insan canlısını kendi ekosisteminin dışına çıkmak zorunda bırakırken tarım toplumlarının yenilenme süreçlerinin de kapılarını ardına kadar açtı. Tarım toplumlarının oluşması, yerleşik düzene geçen insan canlısının hızla çoğalmasına katkı sağlarken kültürel evrimin de son hızda devam etmesine olanak tanımıştı. Bu nokta bizi, kültürleri çok yönlü geliştirenin bireysel insan zekasından ziyade kültürel etkileşim becerisine getirdi.

Bu nedenle, son 300 bin yıldır evrimleşen insan ve dünya düzeninde neredeyse 8 milyara çıkan nüfusumuzda hızla evrimleşen beynimiz değil toplumlaşma yapımızdı. İlkel, basit avcı-toplayıcı toplumlarla modern toplumlar arasındaki en büyük fark, bizim çok daha fazla sayıda olmamız ve aramızda daha fazla bağlantı olması olabilir. Bunun yanında ise, neden-sonuç ilişkisinden bakılabilecek bu döngüde, daha iyi giyisiler, daha iyi silahlar, daha iyi barınaklar, daha iyi teknoloji rekabetin de bu kültürel evrim hızı için de hızla ilerlediğini kanıtlamış oldu. Böylece yavaş yavaş performans beklentisi yolculuğu başladı.

M.S. 3.yüzyıl başlarında Wei Hanedanlığı’nda görevli bir değerlendirici, Çinli bir filozof tarafından, çalışanları yeteneklerine göre değil kendi beğenisine göre taraflı değerlendirdiği düşüncesiyle eleştirilmiştir (Murphy ve Cleveland, 1995).

Asırlar sonra İspanyol rahip Ignatius Loyaola (1491-1556) Cizvit tarikatı üyelerinin sorumluluklarını değerlendirmek amacıyla bir performans sistemi kurmuştur (Öztürk, 2010). –

Aynı yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet işlerinde doğrudan bir performans yönetimi sistemi uygulanmasa da benzer uygulamalar söz konusudur. Osmanlı’da bütün terfi ve ödüller, liyakat, başarı ve hizmette kıdeme göre ayarlanmıştır.

Osmanlı’da bu gelişmeler yaşanırken 1648 yılında İrlanda’da kişisel özellikleri içeren bir değerlendirme sisteminin kullanıldığı bilinmektedir. 1800’lerin başında Robert Owen, İskoçya’da pamuk işleme fabrikasında endüstriyel düzeyde performans değerlendirmesini ilk kez uygulamıştır (Murphy ve Cleveland, 1995).

Aynı dönemde Batı’da sanayi devrimiyle birlikte çalışma yaşamında performansın planlanması sayılabilecek yeni bir kavram ortaya konmuştu. 1776 yılında Adam Smith; işbölümü ile, aynı sayıda çalışanın, iş miktarında sağlayabildiği büyük artışı üç nedene bağlar;

  1. El yatkınlığının gelişmesi, işçinin başarabileceği iş miktarını şüphesiz artırır.
  2. İşbölümü, her çalışanın görevini çok basit tek işleme indirir. Örneğin, yalnızca işi çivi yapmak olan birisi, sıkı çalıştığı takdirde bir günde 2.300’den fazla çivi çıkarabiliyor.
    1. İş bölümünün ikinci yararı bir işten diğerine geçerken yitirilen zamanın tasarruf edilmesindendir.
  3. İşbölümünün üçüncü yarar sağlayan sonucu; işi kısaltıp kolaylaştıran çoğu makinenin icadı, iş bölümünden ileri gelir. İş bölümünden dolayı çalışanın dikkati doğal olarak bir tek basit amaca çevrilir ve çalışan daha kolay ve çabuk yöntemlerle işini başarmaya yönelir.

Birinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda kişilik özelliklerine dayalı değişik performans değerlendirme teknikleri belirlenmiş, 1950’li yıllardan sonra ise kişinin ürettiği iş ya da sonuçlara yönelik kriterleri esas alan teknikler ABD örgütlerinde fazlaca kullanılmaya başlanmıştır.

Özetle, dünden bugüne performans öyle ya da böyle çok temel bir yerden varoluşumuzdan beslenen bir kavram. Hatta, performans tanımını yaparken bir işin yapılışı esnâsında onu gereğince sonuçlandıracak tutum, beceriklilik ve gayret seviyesi, mükemmellik durumu olarak tanımlamak da çok yanlış olmayacaktır.   Çünkü, Performans, planlanan bir işin yerine getirilme düzeyi, bireyin davranış biçimidir. İnsanlar, toplumsal statü ve kabul görme isteği dolayısıyla, başkalarıyla yarışma ve performanslarını artırma çabasını fabrika ayarlarında taşımaktadırlar.

Modern insan için kritik kırılma noktalarından olan Sanayi Devrimi, insanlık tarihindeki en önemli dönüm noktalarından da biri olarak kabul edilir ve performans beklentilerini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu dönem, 18. ve 19. yüzyıllarda, özellikle Avrupa’da sanayileşme sürecinin hızla yayılmasıyla karakterize edilir.

Sanayi Devrimi’nin performans beklentilerine etkisi birkaç farklı boyutta değerlendirilebilir:

Üretkenlik ve Verimlilik Artışı: Sanayi Devrimi, makineleşme ve endüstrileşme sayesinde üretim süreçlerinde büyük bir dönüşümü beraberinde getirdi. El işçiliğine dayalı üretim yöntemleri yerini makinelerle desteklenen seri üretime bıraktı. Bu durum, daha fazla üretkenlik ve verimlilik beklentisini doğurdu. İşçilerden daha fazla ürün üretmeleri ve iş süreçlerini optimize etmeleri bekleniyordu.

Standartlaşma ve Disiplin: Fabrika sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, işçilerden belli bir standartta ve disiplin altında çalışmaları bekleniyordu. Saat başı ücret sistemleri ve iş disiplini kurallarıyla birlikte, işçilerin performanslarını ölçmek ve kontrol etmek daha sistemli bir hale geldi.

Rekabet ve İnovasyon: Sanayi Devrimi, rekabetin artmasına ve iş dünyasında daha hızlı bir değişim ve yeniliğin gerekliliğinin farkına varılmasına yol açtı. Bu durum, işletmelerin daha rekabetçi olabilmek ve pazar paylarını koruyabilmek için sürekli olarak performanslarını artırmalarını gerektirdi. Yenilikçi ve verimli iş uygulamalarının benimsenmesi, performansı artırma sürecinde kritik bir rol oynadı.

Bu noktalara örnek olarak, Eric Hobsbawm’un “Sanayi ve İmparatorluk” kitabında, İngiltere’deki tekstil endüstrisinde Sanayi Devrimi ile birlikte, daha önce el tezgahlarında yapılan işler artık makineler tarafından gerçekleştirilmeye başlandı. Bu durum, işçilerden daha hızlı çalışmalarını ve daha yüksek performans göstermelerini bekleyen bir işgücü piyasası ortaya çıkardı yorumu 18. Ve 19.yy ı özetler nitelikte sayılabilir.

Sonuç olarak, Sanayi Devrimi’nin performans beklentileri üzerindeki etkisi, üretkenlik, disiplin ve rekabet gibi alanlarda önemli bir değişimi beraberinde getirmiştir. Bu dönemin getirdiği yeni iş modelleri ve beklentiler, günümüz iş dünyasının temellerini oluşturmuş ve performans kavramının nasıl algılandığına önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.

Sanayi Devrimi ve günümüz dijital çağı (dijitalizm), insanlık tarihindeki iki önemli dönemdir ve birçok ortak paydada birleşirken, aynı zamanda belirgin farklılıklara da sahiptirler. Her iki dönem de, teknolojik dönüşüm, ekonomik dönüşüm, toplumsal değişim noktalarında önemli kırılımlar taşırlar. Bununla birlikte, teknoloji niteliği, iş modelleri, iletişim ve küreselleşme konusunda keskin farklılıkları vardır.

Bu benzerlik ve farklılıkların en iyi özetini ise şöyle yapabilirim; itaat toplumunun itaat öznelerinden performans toplumunun performans öznelerine geçiş yolculuğundayız…