Skip to content Skip to sidebar Skip to footer
dehb (adhd) olmayabilirsin

Okuduklarımı hiç aklımda tutamıyorum… Zihnim karmakarışık, sanki beynim kısa devre yapmış gibi! Odaklanamıyorum!! Karar vermekte zorlanıyorum! Tanıdık geldi mi? Merak etme, yalnız değilsin! Hemen hemen her ortamda bu serzenişleri duyuyoruz zaten. Üstelik bu şikayetler için hemen bir tanımız da hazır: ADHD – DEHB!

Ama bir saniye…

Hızlıca alıp etiketler rafına attığın bu tanıyı sakince alalım o raftan.

Belki de mesele tamamen başka bir şeydir… Belki de sadece 21.yy insanı olmakla ilgilidir, ne dersin? Eğer klinik bir tanı almadıysan kendi kendine etiketler beğenmek yerine hadi gel sistem nasıl işliyor birlikte keşfedelim.

21.yy insanı olmak fikrinden başlayalım. Ne demek bu 21.yy insanı olmak? Kendi yarattığı hız ve çeşitlilik içinde kaybolmamaya çalışan insan demek…

Varolduğu günden bugüne içgüdüsel olarak yani fabrika ayarları gereği hep daha iyisine ulaşabilme arzusuyla dünyayı keşfederek ve sürekli gelişerek hayatta kalmayı başaran insan canlısı bugün geldiği noktada kendi yarattığı hızın ve çeşitliliğin içinde kaybolmamak için epey direniyor. Çünkü, sistemler değişiyor ama insan aynı! Varoluşsal ayarlarımız değişmiyor! Ve günün sonunda insan beyni, bu tempoya uyum sağlamakta zorlanıyor.

Peki bu uyumlanmakta zorlandığı hıza nasıl tepki veriyor?

Beynimiz birçok sinir ağları ve nörotransmitterleri ile muhteşem bir dünya. Görevi, direncin ve riskin en az olduğu, enerjinin en tasarruflu kullanıldığı yoldan güvenle ilerlemek. Çünkü, ne olursa olsun “hayatta kalmak” temel varoluş amacı. Bu yüzden, zorlu bir matematik testi çözmektense, detaylı bir proje sunumuna, yeni bir drill öğrenmeye, spora, okumaya, yazmaya başlamaktansa netflixte bir diziye takılmak ya da instagram havuzunda yüzmek çok daha cezbedici olur. Çünkü, burada enerji kullanımı minimal ama karşılığında alınan dopamin maksimaldir. Bu tıpkı küçük bir çocuğun zorlandığı her durumda ebeveyninden yaradım istemesi gibidir. Beyninizin ebeveyni olduğunuzu düşünün. O zorlandıkça istediğini yaptınız ve onu en konforlu en rahat şekilde eğittiniz. Bu durumda, onun gelişimini de bekleyemeyiz öyle değil mi? Çünkü aslında, beynin o rahatsızlık hissi, zorlanması, büyüme ve gelişiminin gerçekleşme sürecidir. Öyleyse ne yapalım?

“Sıkıcı olsa bile üstüne gidelim!”gibi sıkça duyduğunuz o sıkıcı cümleyi söylemeyeceğim tabi ki… burada strateji kurabilmek için makineyi doğru kullanmaya, doğru kullanabilmek için de mekanizmayı iyi tanımaya ihtiyacımız var.

Beyini sistemin ceo su olarak ele alalım. Bu ceo sürekli prim peşinde yani ödül. Prim aldığında mutlu oluyor ve yaptığı iş ne olursa olsun sorgulamayı bırakıp sonuç sebebiyle mutlu oluyor. Buradaki prim yani ödül sosyal medyada aldığını bir beğeni de olabilir, alınan terfi de olabilir, hiç beklemediğiniz bir anda çok sevdiğiniz o kişinin sarılması da olabilir.  Bu mutluluk halindeki çıktımız “dopamin”. Dopamin mutluluk denkleminde ilk tetikleyici olarak önemli bir nörotransmitter.  Peki dozaşımında olabilir miyiz?

Mağara Adamından TikTok Çağına

Özünde dopaminin görevi, bizi hayatta kalmak için gerekli olan aktiviteleri yapmaya motive eden bir sistem olması. Avlanmak, yeni yerler keşfetmek, öğrenmek… Ancak modern dünyada dopamin sistemimiz farklı bir tehditle karşı karşıya:

📌 “Yukarıda da bahsettiğimiz gibi; insan beyni, en az enerji ile yoluna devam etmek peşinde olduğu için, kısa vadeli hazları uzun vadeli kazanımlardan daha cazip bulur ve bu şekilde programlanmıştır.”

Bu şu anlama geliyor: Dopamin sistemi, gelecekteki bir ödül beklentisiyle çalışır. Yani arayışa geçebilmem için gereklidir. Bu yüzden, atalarımız için dopamin önemliydi. Karnını doyurmak için aramalı ve bulunca da anında ödül almak (örneğin tatlı bir meyve bulmak), uzun vadeli bir ödülden daha öncelikliydi. Oysagünümüzde, bu mekanizma sosyal medya, oyunlar ve hızlı tüketimle manipüle edildiğinden sürekli anlık hazlar sonucu bizi doz aşımına sürüklüyor. Bu noktada beyin, sürekli küçük, anlık ödüllerle uyarılıyor ve bu da odaklanmayı, derin çalışmayı ve sabırlı olmayı zorlaştırıyor.

Dopamin sistemi, ani, dışsal ödüllere bağımlı hale gelip doz aşımına girdiğinde ise elimizde kalanlar ve nörolojik temelleri;

  • Dikkat süresinin dramatik şekilde kısalması.
    • Dopamin Patlamaları: sosyal medya beğeni takibi, anlık mesajlar, sürekli değişen içerikle aralıksız sunulan küçük ödüllerin dikkat süresini hızla kısaltması.
  • Öğrenme ve gelişim motivasyonunun azalması.
    • Odaklanma ve dikkat kasının gevşemesi. Sürekli hızlı içerik tüketimi etkisi.
  • Kolay sıkılma eğiliminde artış.
  • Problem çözme ve başlanan işi bitirmede zorlanma.
    • Beynin Kaygı Döngüsü. Karar alma yorgunluğu içinde kalarak kaygının yükselmesi.

Bu sürecin çok doğal bir çıktısı olarak biliyoruz ki beyin kolay ve hızlı ödüllere alışınca uzun süre bir konuya odaklanmayı, karmaşık problemleri çözmeyi, emek gerektiren işleri sürdürmeyi red eder. Bunun sonucu ise; DEHB’li olabilirsin! söylemlerinin hızla sana doğru yol alması olur. Gerçekten böyle bir tanı alabilmek için çok kapsamlı testlere ihtiyacımız var. Bu birkaç madde ile kendimizi atayacağımız bir alan değil.

📌 “Dopamin doğru kullanıldığında insanı ileri götürür, yanlış kullanıldığında ise bir hamster çarkında gibi döndürür.”

Dopamin; ruh halinizi, motivasyonunuzu ve dikkatinizi arttırır. Sabahları sürünerek yataktan çıkmanızın ya da bir işe başlarken sürekli erteleme halinde olmanızın sebebi tembelliğiniz ya da dikkat eksikliğiniz olmayabilir. Sürekli çok yüksek dozlarda ve hızlıca alınan dopamin ile dopamin toleransınız geliştirilmiş ve dopamin reseptörleriniz hasarlanmış olabilir. Okumanın, yazmanın veya şu an da zor gelen herhangi bir görev ile uğraşmanın dopamin seviyesi muhtemelen sosyal medya hesaplarında gezmenin, oralardan beğeni almanın sağladığı dopamin seviyesinin altında kalıyor. Beynimiz burada aşırı doz dopamin var bu bize zarar verir sahip demiyor! O ne olursa olsun hep daha fazlasını istiyor. Sürekli oyuncak almanıza rağmen her oyuncakçı önünden geçerken sanki hiç oyuncağı yokmuşçasına oyuncak isteyen çocuklar gibi.

Tamam alalım gitsin ne olacak ki? Sürekli dopamin salınımı olursa mutlu oluruz işte niye engelliyoruz diyebilirsiniz? Burada yine hayatımızın temel yapıtaşı olan “denge” konusuna geliyoruz. Biyolojinin temelinde bu dengeye “Homeostasis” denilir. Vücudumuz da hayatta kalma adına fiziksel ve kimyasal dengesini korumak ister. Sağlıklı olduğumuz ateşimizin 36,7 olması gibi. Bu iç sıcaklık 40 olduğunda yangın çıkıyor biliyoruz. Bu yüzden, beden her zaman “homeostasis” ini korumak ister.

Bu durumda da yüksek dopamin seviyelerine alıştığında bu seviye artık yeni normalimizdir. Bu da bizi bir dopamin toleransı oluşturmaya zorlar. Bize yüksek dopamin sağlayan bir şey olduğunda günlük yaşam içinde yapılması gereken rutinler ya da gerekliliklerin yapılması sadece yorucu bir anlam bulutuna oturur.

Peki o zaman beynimi nasıl kandırabilirim?

Şu aralar sıkça duyduğumzu “dopamin detox”u bu yöntemlerden biri. Haftada bir kez yapılacak dopamin detoxu mekanizmanın yeniden başlat butonuna basılması gibi olacaktır. Bir gün boyunca yüksek dozda dopamin veren tüm aktivitelerden uzak durulmasıdır bu. Bir gün boyunca aç kaldıktan sonra ilk yenilen yemeğin lezzeti gibi olacak sonrasında yapılan her iş. Sosyal medyayı hafife almayın. Oraya 2 dk bakıp çıkacağım dedikten sonra saatlerinizi harcamanız için milyon dolarlık harcama ve araştırmalar yapılıyor.

İnsan beyninin en büyük sırlarından biri haz ve arzu arasındaki ince çizgiyi doğru yönetebilme becerisidir. Dopamin tuzağına düşmemenin yolu da çaba ve ödül arasındaki dengenin farkında olmaktan geçer. Bu beceriyi hatırlamak için de biraz emeğe ihtiyacımız var. Bilinçli bir şekilde bu haz bombardımanından yani her türlü hızlı tüketimden uzaklaşabilmek.

Beynine hükmeden hayatına hükmeder…