“Performans” dediğimizde aklımıza gelen genellikle; rakamlar, sonuçlar ve hedefler!
Okulda sınavlar, işyerinde hedefler, sahnede izleyiciler, sahalarda taraftarlar, evde çocuklar ya da eş… hep bir performans baskısı vardır ve bu baskı bazen bizi geri çeker bazen çok yorgun hisettirir bazen başarımızın temelidir öyle değil mi?
Bu yüzden, Başarı ve Performans konularını birbirine karıştırırız genellikle. Oysa; başarı bir sonuç Performans ise bir süreçtir. Performans, sadece bir sonuca ulaşmak değil kendimizi keşfettiğimiz, potansiyelimize dokunup sürece anlam kattığımız bir boyuttur…
Farklı kimlikler ve görevler arasında sürekli bölünen günümüz insanının “Çoklar dünyası” işyerinde verimli bir çalışan, sosyal medyada ilgi çekici bir birey, aile hayatında sorumlu bir ebeveyn veya eş gibi çok sayıda role adapte olmak zorunda olduğumuzu fısıldıyor. Bu rollerin her biri, kendine has bir performans sergilemeyi ve bu performansın gerekliliklerini yerine getirmeyi gerektiriyor. Bu durum da enerjiyi tüketen, hatta tükenmişlik sendromu ve strese yol açan bir süreci doğuruyor.
Performansı yalnızca görev tamamlama ya da hedefe ulaşma ile sınırlamamak gerekir. Performans, bireyin:
- Potansiyelini ortaya çıkarma süreci,
- Bu süreçte anlam bulma ve akış deneyimi yaşama kapasitesi,
- Kendine ve çevresine fayda yaratma becerisi olarak tanımlanabilir.
Kısaca şöyle formülize edebiliriz:
Performans = Kapasite + İmkân + İstek
Peki diyelim ki imkanlarım uygun, kapasitem de var ama istek kısmını bulamıyorum. Beni harekete geçirecek olan, bu kapasite ve imkanlarımı fark ettirecek olan güçler neler?
Her ne kadar Psikoloji literatüründe performansın itici gücü şekline direkt kullanılan bir kavram olmasa da birden çok faktörün bir araya gelmesiyle böyle bir tanımlamaya ulaşabiliyoruz.
Nedir buradaki kilit faktörler?
“Motivasyon, akış, özbelirleme, anlam yaratma, hedef belirleme”
Bu unsurlar söz konusu olduğunda, bireyin performansı hem harekete geçer hem de sürdürülebilir bir şekilde artar.
İç motivasyon mu Dış motivasyon mu?
Eğer yaptığım işi sadece hedefe ulaşmak için yapıyorsam muhtemelen ağırlıklı olarak dış motivasyondan besleniyorumdur. Eğer hedefe giden o yolda verdiğim emek, çaba, irade, disiplin önemliyse dış motivasyondan besleniyorumdur.
Motivasyon, kendi başına geniş bir konu olduğu için bunu başka bir yazıda irdeleyeceğiz. Burada sadece şunu belirtmek isterim ki; hem başarı hem de performans için kritik bir unsur. Yani hem sonuçta hem süreçte var! Bununla birlikte; performansın itici gücü olarak daha ön planda olduğunu söyleyebiliriz çünkü sürecin devamlılığında bu yakıt çok daha fazla tüketilme potansiyelinde olur.
- Başarı için motivasyon; başarıya ulaşmak için bir araç olabilir ancak burada genellikle dışsal motivasyon (ödüller, statü, maaş gibi) devreye girer.
- Performans için motivasyon; daha çok içsel motivasyonla (anlam bulma, gelişim arzusu, akış deneyimi gibi) desteklenir.
Diğer itici gücümüz Akış; Mihaly Csikszentmihalyi Flow (Akış) Teorisinde; “akış durumu, bireyin kapasitesi ile karşılaştığı görev arasındaki dengeye dayalıdır” der. Bu teori, bireyin bir göreve tamamen odaklandığı, yetenekleriyle görevin zorluğunun uyum içinde olduğu bir durumu ifade eder. Bu durum ise, bireyin potansiyelinin farkına varırken bunu zorlu bir görevle buluşturduğu anlarda en yüksek performans seviyelerine ulaşabildiğini savunur.
Burada dikkatimizi çeken kısım, akışın farkındalığı içinde olan bireyin dışsal beklentilere yanıt vermekten ziyade sürecin kendisinden keyif almaya odaklanma halinden bahsediliyor olması. Böyle bir anlamlı bağ kurabilme hali doğal olarak içsel motivasyondan beslenecektir. Durum bu olunca da birey, başarıya ulaşma odağından ziyade anlamlı bir deneyimin içinde olmanın tatminiyle ilerler ki bu süreç doğalında başarı getirir.
Örneğin; ben görüştüğüm sporcularda şu soruyu çok sık sorarım; neden sporcu olmayı seçtin? Örneğin futbolcu? Örneğin atletizmci? Genelde çocuk yaşlarda yüksek enerjimizin en keyifli dışa vurumudur bu sporlar. İşte o zamanlar gerçekten akıştayızdır. Potansiyelimiz olduğu için koşarız, topa vururuz, basket atarız ya da yüzeriz… Ne zamana kadar? Para kazanmak, madalya almak, şampiyonluk vs potansiyelimizin üstüne çökene kadar. Ne oluyor burada? Performans yani süreç sessize alınıyor, Başarı son ses açık, görevler ile potansiyelim arasındaki köprüyü kuramıyorum. Akış artık çok keskin dalgalardan ibaret! Potansiyelimin performansıma yansıması için performans frekansının sesini açmaya ihtiyacımız var.
Peki nasıl?
Akışı duyarak.
Potansiyelim ile görevim arasındaki denge noktasına gelebilmem için ilk adımım ne olacak? Potansiyelimi hatırlamak!
Bu hatırlamayı nasıl yapacağım?
Kısmen Özfarkındalık! Aslında, Performansın 3.itici gücü olan; Özbelirleme ile.
Öz Belirleme Teorisi (Self-Determination Theory – Deci & Ryan): kişilik gelişiminin ve davranışların örgütlenmesinin arkasında yatan içsel süreçlere odaklanan bir motivasyon ve kişilik kuramı.
Ryan ve Deci’ye göre; kendi içsel değerlerimiz ve ilgi alanlarımızla uyumlu hedefler, performansın en güçlü tetikleyicisi. Bireyin sosyal etkileşim sürecinde karşılaştığı tutum ve davranışları değerlendirip benimsemesi, güdülenme (motivasyon) mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşir.
Aynı zamanda, iyi oluş hali için de üç temel gereksinimi vardır. Bunlar, evrensel olarak kabul görmüş, psikolojik sağlık ve gelişim için gerekli olduğu noktasında birleştirilmiş temel gereksinimlerdir.
Özerklik: Kendi kararlarını verebilme özgürlüğü.
- Temel olarak, bir birey davranışlarını istekle başlatıp sürdüyorsa ve bu davranışın içindeki değerleri benimsiyorsa, özerk olduğu söylenmektedir. Özerk karar verebilen bireyler kendi hedeflerini tanımlayabilir ve bu hedeflere ulaşmak için gerekli sorumluluklarını yerine getirebilirler.
Yeterlilik: Kendi becerilerini geliştirebilme hissi.
- bireylerin evrensel arzusu olan çevrelerinde etkin bir şekilde eylemde bulunma ve çevreleriyle başa çıkmak için yeterli hissetme isteklerine karşılık gelmektedir. eterli bireyler, içsel bir motivasyonla, çevrelerini keşfetmek ve manipüle etmek isterler, kendilerini aşmak için çabalarlar. Başka bir deyişle, kendi performanslarındaki bir standardı geçmeye çalışırlar
İlişkili Olma: Çevreyle anlamlı ilişkiler kurma.
- İletişime geçmek, yakın ilişkiler kurmak gibi evrensel eğilimleri temsil etmektedir. Bireyler yakın ve yüksek kaliteli ilişkiler kurduğunda ve kişiler arası destek ve güven verici bağlantılara sahip olduğunda, ilişkili olma ihtiyacı tatmin edilmiş olmaktadır.[13] Öz-belirleme kuramına göre, ilişki ihtiyacının doyurulması içselleştirme sürecini kolaylaştırmaktadır
Bir kişinin yüksek performans sergilemesi için öncelikle iyi oluş halinde olmaya ihtiyacı vardır. Üç temel psikolojik ihtiyacın karşılanması içsel motivasyonu destekleyecektir ki bu da önemli bir performans itici kuvvetidir.
Bu da bizi dördüncü gereksinimimize doğru ilerletiyor;Anlam Yaratma.
Yaptığınız işi neden yapıyorsunuz? Eğer, cevabınız para için, karnımı doyurmak için, temel ihtiyaçlarım için vb bir yerlerdeyse performans konuşmadan önce değerlerinizi, özfarkındalık seviyenizi, yetkinlik ve becerilerinizi konuşmak çok daha uygun olacaktır. Kişi, yaptığı herşeyde bir anlam yaratma çabası içinde evrimleşmiştir. Bu yüzden, içinde anlam barındırmayan her iş yorucudur. Viktor Frankl’ın anlam arayışı teorisi, bireylerin bir amaç veya anlam peşinde olduklarında daha yüksek düzeyde performans gösterdiğini savunur.
Özbelirlememizi yaptık, değerlerimizi bulduk, iç motivasyonumuzu keşfettik hepsi tamam ama ilk adım hala zor. Çünkü nereye doğru yürüyeceğimi bilemezsem ilk adımı atmakta da zorlanırıp. Artık en kilit konulardan son adımdayım; Hedef Belirleme.
Bu konuya başka bir bölümde detaylıca değiniyor olacağım. Burada sadece şu kısmını hatırlayalım. Rotasız bir gemi istenilen limana yanaşamaz. Rotayı nasıl belirleyeceğimiz ve sonunda ulaşmak istediğimiz yere hangi yollardan ve nasıl gideceğimiz hedef belirleme konusudur. Bu bizi belirsizlikten korur. Beynimiz belirsizlik karşısında alarm butonuna basmaya adaptif olması sebebiyle hedef belirleme en önemli itici güçlerden biridir.
- Hedef Belirleme Teorisi (Goal-Setting Theory): Locke ve Latham’ın bu teorisi, bireylerin belirgin ve zorlayıcı hedeflere sahip olduklarında daha iyi performans gösterdiğini öne sürer. Ancak hedeflerin anlamlı ve motive edici olması önemlidir. Yani birey, hedefin kişisel gelişimine veya toplumsal katkıya hizmet ettiğini hissetmelidir.
- Beklenti Teorisi (Expectancy Theory): Vroom’un bu teorisi ise, bir bireyin bir hedefe ulaşma konusunda ne kadar çaba göstereceğinin, o hedefin sonucunun ne kadar değerli olduğuna ve başarı şansına olan inancına bağlı olduğunu söyler.
Tüm bu ihtiyaçların karşılanması aynı zamanda Potansiyelin farkında olmayı da sağlayacağından, potansiyel ve görev arasındaki köprüde en önemli mihenk taşıdır. Çünkü; bireyi sadece görevini tamamlayan bir mekanizma olmaktan çıkartır. Bu bağlamda, tüm bu bileşenler ile birlikte potansiyelin farkında olmak performansın temel itici gücüdür.
Pozitif psikoloji alanında yapılan araştırmalar, bireyin güçlü yönlerine ve potansiyeline odaklanmasının performansı artırdığını göstermektedir. Martin Seligman’ın “yetkinlik” kavramı, bireyin anlamlı bir yaşam sürerken yüksek performans göstermesinin temellerinden biridir.
Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi; en üst basamak olan “kendini gerçekleştirme”, bireyin kendi potansiyelini fark edip bunu hayata geçirme çabasıdır der. Bu hayata geçirme çabası, performansıdır. Maslow’a göre, bireyler kendi doğalarına uygun hedeflere ulaşmak için performans gösterirler, ancak bu performans sonuçtan çok sürece anlam katmakla ilişkilidir.
Carl Rogers (Hümanist Psikoloji) ise; bireyin gelişim ve öğrenme için “gerçek benliği” ile temas kurması gerektiğini savunur. Bu süreçte, bireyin performansı, kendi potansiyelini ve özgünlüğünü keşfetmesi ile beslenir der.
İnsan, yalnızca dışsal beklentilere yanıt veren bir tür değil, aynı zamanda kendi potansiyelini keşfetme ve anlam yaratma arayışında olan bir canlıdır. Yaratıcılık, iş birliği, anlam yaratma, cesaret gibi beceriler, bireyin potansiyelini fark etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ateşi kontrol edebildiğini fark eden insanın bu noktadan sanatı, bilimi, doğayı adım adım keşfedip kullanabilmesi bunun en büyük kanıtı. Mitolojik hikayeler, insanın evrimsel olarak kendi potansiyelini fark etme ve anlam yaratma çabalarını derinlemesine yansıtan sembollerle doludur.
Performans, yalnızca bir işi başarmak değil, o işi yaparken kim olduğumuzla ilgili ise, performansımın itici gücü öncelikle içimdeki potansiyeli tanımakla ilgili değil midir? Asıl güç, sonuçlardan değil, o sonuçlara giderken attığımız adımlardan geliyorsa sizce de bizi harekete geçiren en güçlü itici güç potansiyelimizin farkında olmak değil midir?
